Eki 12, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

DOPPLER

DOPPLER

DOPPLER/Erlend Loe

“Ev”i dört duvar arasına sıkıştırıp içine eşyalar doldurup “bizim” yaptık. İçinde olan bitenin dışarı sızmasını önlemek izole ettik. Bir de galiba en büyük ironi pencere, hem görmek istedik dışarıda olup biteni ,hem de perde ile örttük görünmesin diye içerisi…  Sakladıklarımız mı korkutuyor bizi yoksa iki yüzlü bir kendini ispat isteği mi bilemediğim bir yapılaşma evin tuğlalı kapılı pencereli hali ?

Oysa ev John Berger’in tanımı ile iki çizginin kesişiminden oluşur. Dikey bir çizgi kökeni atalarımıza tarihimize dayanan; diğeri ise dünya ile paralel uzanan bir kültürel varoluş çizgisi. Bu iki çizginin kestiği nokta ev. Hiç bir zaman maddi olmadı bu kavram,ev... Peki buna rağmen “ev”den vazgeçmek, ya da içinden atmak mümkün mü? Cevabını herkesin kendi içinde vereceği bir soru olsa da

“…çağımızın adamıyız; çağımızın başarısız adamıyız, ya da sade başarısız bir çağın adamıyız.”

Başarılı olmayı motivasyonun bir gerek şartı görmüş ve başarıyı da bir çok toplumsal kuralı içine oturtmuş bir çağın insanıyız. Tüm beklentilerimiz  başarı için çalışmak ve elde etmek yönünde adeta. Her şey ve herkese sahip olma ihtiyacı… Oysa dünya bizim değil ,biz dünyanın içinde yaşıyoruz. Gelip geçici bir varlığız hepimiz. Sahip olma odaklı,’‘hep bir daha isteği” yaşam bizi zorluyor aslında . Tüketmek için güdülenen vahşi bir hayvan halini aldık hepimiz. Toplumsal varlığın devamı ise kurallara uymak oldu. Başarı ile güdülenip sahip olmakla kamçılanıyoruz .Suni ihtiyaçlarımızı giderip mutlu oluyoruz. Oysa hepimiz biriciğiz …Hepimiz özel ve tekiz varlığımızı armağan ettiğimiz her nesne , sadece dünyaya ait. Bizden önce var olan ve bizden sonra da var olacak olan meta.
Kaçma isteği işte bu noktada başlıyor bir sürü insanda. Avcı toplayıcı atalarımıza dönme isteği, ormana kaçma isteği, modern tüketim toplumunda ki “daha” kavramından kaçma isteği. Günlük bir dil eşliğinde ilk bölümünü okudum kitabın.Bir sürü soru,bir sürü de tat  bıraktı elbette …

Şimdi sıra ikinci kitapta. Sorulara kendimce verdiğim cevapları sevdim. Dili günlük olunca kurgunun ön planda olduğu bu kitabı umarım okursunuz.

Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir