Haz 16, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

DOLAYLI HAYVAN

DOLAYLI HAYVAN

DOLAYLI HAYVAN/Ergün Kocabıyık

“İnsan, öldürülmüş bir hayvandan doğmuştur. İlk çığlıkların her yeri kaplayan gece göğü altında atmıştır. Ama hıçkırıklarını yatıştıran yine aynı gökte yavaş yavaş beliren yıldızlar olmuştur. Aslında hayvanın onu doğurmak istemediği, belki de bunun için öldüğü bile söylenebilir. Bu “çocuk” göbeğini kendi kesmiş, kendini bir şekilde beslemiştir. Kurtlar tarafından emzirilmiş, ayılar tarafından büyütülmüş olabilir, ama sonuçta inden dışarıya bir kurt, bir ayı değil, bir insan çıkmıştır. Ancak yine de bu doğum yüzünden ölen “ana”yla akrabalıktan ya da melez olduğu gerçeğinden kurtulamaz. O, öldürdüğü hayvanın, onu doğuran ve reddettiği hayvanın anısını içind daima taşır. Bu anı, istense bile geri dönülmeyecek bir yere ve zamana aittir.”

İnsanoğlu var olduğundan beri yaşadığı en büyük sorun köken meselesidir. Nereye ait olduğunu sorgulaması yanında,nereden geldiğini ve yaratıcı bir güçle bağlarını araştırmış, daima bir illiyet bağı kurmaya çalışmıştır. Bu bağ,evrim teorisini savunanlarca,farklı dinsel bir varoluşu savunanlar için farklı tecelli eder. Sınırlı bir zihin ve sınırlı-ölümlü varoluş açısından bulunacak çözüm,çok önemli bir yerdedir.

Ölümsüzlüğü ister insan… Daima bir sonraki için yaşar,umudu erteler,adaleti erteler… Gelecek içinde olacaklar, şimdiden daha önemlidir. Çünkü dünya acımasız ve vahşidir. Adalet yoktur, ilahi bir çözüm bu sorulara gayet net cevaplar verir vermesine de,geri dönen olmadığı için bundan kimse emin olamaz. İnanmak ister her zaman, müşfik bir yaratıcı güce,bir hesaplaşmaya bir ödüle… Bu,dinsel inançların kökenini oluşturur. Ama bu süreçte insan belirli bedeller ödemekle mükelleftir.

“Din bir içgüdüsel vazgeçişler manzumesidir. Bu, dinin ilk biçimi olan totemizmden beri böyle olagelmiştir. Öldürülmesi yasak olan bir toteme tapma, dış evlilik, yani topluluktaki tutkuyla arzulanan anneler ve kız kardeşlerden vazgeçme, kardeşler birliğinim üyeleri arasında eşitlik, yani zorlu rekabet eğiliminin kısıtlanması; bütün bunlar ahlaki ve toplumsal bir düzenin başlangıçlarıdır.”

Yapılan eylemlerden sorumlu tutulmalıdır elbette, içinde bir hayvan ile yaşayan insan. Onu terbiye etmeli dizginlemelidir. Birlikte var olduğu hayvandan yararlanmalı,onu bazen örnek almalı ve fakat daima aşmalıdır. İçindeki hayvanı öldürmelidir. Yoksa sonsuz ödülden mahrum olacağı gibi,bu dünyada da eziyet çeker ceza alır, dışlanır. Bunu önüne geçmek hiç bir zaman kontrolü bırakmamalıdır. Kontrol ise zordur,bunun içinde yardım alınır. Bir sürü şey yapılır,ikonlar,totemler,dualar ve figürler yanında tasavvufi yaklaşımlar sergiler. Yada mistik ve ruhani bir yol seçmelidir. Bu yolda insan olma yolunda -ki insan kavram net değildir- ruhani bir rehbere ihtiyaç duyar. Bu rehber elbette içimizdeki hayvandır. İnsani senbolizmde bu öğe çokça vurgulanır. Geyikler, atlar,ayılar vahşi hayvanlar… Bu figürasyon içinde insandan hayvana,hayvandan insana dönüşen bir sürü varlık vardır. Ayılar post giymiş insandır mesela;Kurt besleyen büyüten anadır;Bir kabuktan çıkıp insan olacaktır. Çünkü insan ne hayvandır,ne de tanrı; ikisi arasındadır. Bu seçimler onun tarafını belirler. Ve hayvan yanından kurtulunca,yaklaşır ilahi tarafa. Ama insan çelişkilerle doludur,bundan kurtulmayı gerçekten istemekte midir? Hayır!çünkü hayvan yanı onu güçlü kılar ve doğada bu vahşi dünyada var olmasını sağlar. Bu yaşam için gereklidir. O yoksa bir insan olması zordur. Bu noktada evrime müdahil olur insan. Doğayla bağını koparır, şehirlere kaçar. Doğayı ise binek hayvanı yiyecek ve ihtiyaç karşılama aracı olarak kullanır. Doğasına yabancı bir yarı hayvana evrimleşir. Tüm içsel dinamiklerini kendince yontmak niyetindedir. Bunun için bir sürü bilim dalı oluşturur. Felsefe ise,daima çıkış noktasıdır. Bir çok soruya bulamadığı çözümün anahtarı ve aynı zamanda bir çok sorunun sebebidir.En son vardığı nokta ise,bir çözümden olmaktan çok bir yaşam biçimi olur. Ölümlü bir gerçeklik içinde taşkın bir içgüdü ve hayvansal bir nefis ile yaşama yön vermek kolay değildir. Oysa en önemli şeye ulaşmak basittir. Şimdi ve şu ana.

“Dikkatini tümüyle şimdiki zamana verebilen kişi zihninin, anın, varolşunun mutlak değerinin sahibiydi. Bunun ötesind arzu edilebilecek başka bir şey yoktu. An ile ömür eşitlenmişti. O artık her an ölmeye hazırdı.”

Ölmek kavramı bir çok şeyi kapsar. Ama ölümün son olmasını istemez insan. Yeniden doğmanın başlangıcı olarak ölüm daha güzel,daha anlamlıdır. Ölüm bir simgedir. Bazen içindeki hayvanı öldürmek,bazen bedensel hazzı öldürmek için kullanılır,yeniden “insan” doğmak için. İnsan çünkü başka bir şeydir:

“Benliğimizi tümüyle tanıdığımızı kim şöyleyebilir? Ben, bir başkasıdır. Hayvan, benliğimizdeki başkasıdır. Onda bulduğumuz, kendi karanlık, tuhaf ve tekinsiz tarafımızdır.
Önce atadam gibi bir melez hayvana ve sonra da insan bilincinin bineğine dönüşen Hayvan, İnsana yolculuğunda eşlik etmektedir. Yolcu yürüşünde yanlız değildir; kah bineği olarak kah ona yol gösteren kah peşinde koşulan av olarak ya da başka bir deyişle gölgesi olarak hayvan insanım hep yanı başındadır.”

Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir