Kas 13, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

DENİZ FENERİ

DENİZ FENERİ

DENİZ FENERİ/Virginia Woolf

Deniz feneri pek çok parametreden ve bir sürü fiziksel maddeden. Pek çok insan için pek çok anlam taşır. Bir sürü işe yarar ve bir sürü şeyin başlangıcı veya bitişidir.Daima yalnızlığın yıkılmaz bir kalesidir. Ama en çok ışıktır ,ve ışık en çok işe yarama sebebidir deniz fenerinin. Işığın kaynağıdır, ışığın başlangıcı… Işık bir savaşçıdır karanlığın karşısında ve fenerde kaynağı. Işık ve gölge oyunu,insanlık sahnesinde  sürekli sergilenir:

“Bütün ışıklar söndürüldükten, ayı gözden kaybolduktan sonra, incecik bir yağmur çatıda tempo tutarken, kopkoyu bir karanlık çöktü sel gibi. Karanlığın selinden, bolluğundan hiçbir şey kurtulamayacak gibiydi, anahtar delikleriyle çatlaklardan içeri süzüldü, pancurların çevresini dolaştı, yatak odalarına daldı, şurada bir sürahiyle lavaboyu, burada kırmızılı sarılı yıldız çiçekleriyle dolu bir çanağı, öbür tarafta bir şifoniyerin keskin hatlarıyla sağlam gövdesini yuttu. Bozulanlar sadece mobilyalar değildi; insanın bakıp, “Bu odur,” ya da “Bu şudur,” diyebileceği kadar bir beden ya da zihin de kalmamıştı pek. Arada bir, bir şeye tutunmak ya da bir şeyi kovmak ister gibi bir el havaya kalkıyor, birisi iniyor ya da hiçlikle şakalaşır gibi bir kahkaha atılıyordu.”

Işık ve gölgenin tüm sınırları belirleme yazgısı insan ilişkilerine de yansıyor elbette. Dönemin bakış açısına göre değişse de,daima bir savaş hüküm sürüyor iki insan arasında. Bir kabul ettirme çabası bir hayranlık uyandırma baskısı. Gece ve gündüz, kadar ayrı iki dünyanın ortak bir yaşam alanında bir arada var olma çabası çeşitlendiriyor insan ilişkilerini. Çarpışan dünyalar sonucu ortaya çıkıyor aşk, sevgi, nefret, hayranlık…
İnsanın düşünsel ve duygusal dünyasının en önemli parametreleri de bu ışık ve gölge oyunu arasında sınırı bir belirginleşen bir kaybolan eşyalar ve davranışlarla ifade buluyor. Bir gri elbise insan silüetini koruyor mesela. Göçüp giden bir insanın varlığının en önemli simgesi o gri elbisenin içindeyken yaptığı eylemler oluyor. Ademoğlu’nu özel kılan ne varsa, hep bir eşyaya veya davranışa hapsedilip saklanıyor. Bir el başka bir elin üzerinde daha anlamlı oluyor:

“Nancy tabii ki onlarla gitmişti, çünkü öğle yemeğinden sonra, aile yaşamının dehşetinden kaçarcasına, tavan arasına gitmek üzereyken, Minta Doyle elini uzatmış, yüzünde o budalaca ifadeyle onu da davet etmişti. O da gitmesi gerektiğini düşünmüştü. Gitmek istemiyordu. Bu işin içine dahil edilmeyi hiç istemiyordu. Çünkü yoldan kayalıklara doğru yürürlerken Minta elini tutup duruyordu. Sonra bırakıyordu. Sonra tekrar tutuyordu. İstediği nedir, diye soruyordu Nancy kendi kendine. Herkesin istediği bir şeyler vardı mutlaka; çünkü Minta elini tutup bırakmadığında, Nancy de, elinde olmadan, tüm dünyanın ayakları altına sevildiğini hissediyordu, sislerin ardından İstanbul’u görür gibi olan birinin ne kadar mahmur olursa olsun “Şu Ayasofya mı?”, “Şurası Haliç mi?” diye sorması gibi Minta’nın elini tuttuğunda Nancy de “İstediği nedir? Bu mu?” diye sormuştu. Peki bu neydi? Sisin içinde, orada burada, (Nancy ayaklarının altına serilmiş hayata baktığı zaman) bir kule, bir kubbe beliriyordu; ismi olmayan bazı sivrilikler. Ama Minta elini bırakır bırakmaz, yamaçtan aşağı koştuklarında olduğu gibi, bütün bunlar, o kule, o kubbe, sisin içinden çıkan her neyse, tekrar sislerin içine gömülüyor ve gözden kayboluyordu.”

Büyük bir yazarın kelimelerle örülü muhteşem dünyasında bilinç akışı yönünde ilerlerken; bu ışık ve gölgenin ortaya koyduğu tüm ayrıntıları içinize çekiyorsunuz. Bir akıştan bahsetmek zor elbette onca insan varken etrafta. Bir sürü kopuk kopuk akışlar içinde,Fener’in aydınlattığı yolu bulmaya çabalarken buluyorsunuz kendinizi. Çıkarımları size kalmış fakat bir sürü labirent ortasında bir başınıza kalıyorsunuz. Asla pişman olmadan kendi ışığınızı arıyorsunuz. İnsan ilişkileri doğa ile iç içe geçiyor içinize. Eşyanın devinimi size kah hüzün kah umut oluyor yaşananlarla birlikte. Bir kocaman ailenin tüm fertleri ile seviniyor,üzülüyor,nefret ediyor ve hayranlık duyuyorsunuz. Akışın içinde kaybolmadan yolunuzu bulmanız dileğiyle ,keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir