May 3, 2019

Posted by in Sinema | 0 Comments

CAPERNAUM

CAPERNAUM

CAPERNAUM / Nadin Labaki (2018)

2018 yılında Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülüne layık görülen filmin yönetmen koltuğunda Nadin Labaki‘yi görüyoruız.Bu başarılı yapıma güzel bir süs gibi oturan müziklerini ise, tıpkı ”Caramel”  filminde ki gibi Khaler Mouzanar üstlenmiş.

 

Bir mahkeme salonunda ”Neden anne ve babandan şikayetçisin? ” sorusuna, ”çünkü beni dünyaya getirdiler” cevabını veren Zain’in (Zain El-Rafeea) kelepçeli hali ve kendinden emin bakışları ile film başlıyor.O bakışların içinde büyüklerin ne kadar acımasız olabileceğini;merhametin edinilen değil,içten gelen birşey olduğunu;cehaletin ise hem kişi hem çevresi için ne denli yakıcı ve yıkıcı olduğunu bu yaşta anladığını görebiliyorsunuz.

Filmi izlerken aslında çelik gibi bir sabıra sahip olmanız gerektiğini baştan söylemekte fayda var.Çünkü pedofili,çocuk şiddeti,çocuk istismarı,göçmenlik ve gerçekleri konusunda, gerçeklerin yüzümüze vuruldukça,birer kova soğuk buz dolu suyun suratınıza çarpılma etkisini göreceksiniz.Sonra yutkunup devam diyeceksiniz.

Mens olan kızkardeşini ilk farkeden Zain’in endişesinin derinliğini,kızkardeşinin çamaşırını yıkarken ki çabasının aslında kendini o yaşta pedofili içeren bir kısım oryantal geleneğe kalkan olarak tutma çabasından olduğunu anlayınca;bir erişkin olarak yaşadığımız dünyada sesimizin çıkmaması,çıkamaması,kabullenişimizi, kafamızı kuma gömüşümüzü hatırlayıp,utanmıyor değiliz.

Kızkardeşinin ailesini okula gönderme çabasının altında yatanlar,yine kızkardeşinin evden ayrılırken aslında çocukluğunda da ayrılışına,isyanını, buna karşı koyuşunu izlerken içerinizde kırılacakları şimdiden duyar gibiyim.

Evden ayrılma süreci sonrası dünyanın bir başka sorunu ile daha karşılaşıyor Zain.Göçmenlik sorunu…Filmin en ilginç kişiliklerinden biri olan Hamamböceği Adamı takip ederken Zain,kendisini tüm dünyayı bir veba gibi tüketen kaçak göçmenlerle yüzleşiyor.Etiypya’lı Rahil ve bebeği Younas (babyılacaksınız) ile karşılaşması ,bizim de ülkemizde fazlaca bulunan göçmenlerin yaşadıklarına küçük bir pencere açıyor önümüzde.Pencereden kafayı uzatıp bir bakış atıp anlamaya çalışıp,çalışmamak size kalmış sevgili okur.Bir taraftan çalışıp,diğer taraftan tuvalette çocuğuna bakmaya çalışan annenin dramının içinde zaman zaman sevgi,azim,fedakarlık,vazgeçiş hepsine şahit oluyorsunuz.Bu insanların sadece kötü dünya düzeninin kurbanları olduğunu unutmayın lütfen.Filmin sonunda hapisanede ki göçmenlere moral vermeye çalışan beyaz dünyaylıları görünce ,biraz da aynaya bakıyor gibi hisseden oluyor mudur diye düşünüyor insan.

Iskalamayın…

Murat AKBABA

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir