CAM FANUSUN ALTINDA

CAM FANUSUN ALTINDA/Anais Nin

Mumlar asla karanlığı yenemediler, ama gece ile tedirgin edici düelloyu da sürdürdüler.”

Karanlıkla bir savaşı yüklenmek zor iş. Bir hayatın tüm karanlıklarını bilip yüklenmekse ayrı bir zorluk. Çünkü kadın olmak ayrı bir zorluk. Duygusal olacaksın, anaç olacaksın ve toplumda bir yer edileceksin. Saygı duyulacak sana. Bu zorlu yolun başı sonu her karanlık. Kazanacağının garantisi de yok zaten. Kazanmak ise gerek şart mı? Bu sorular geldi bu kısacık öykü kitabını okurken.

Ben Jeanne d’Arc soyundanım. Yalnızca oynayacak bir rolüm yok. Kurtaracak hiçbir şeyim yok.”

Kısa olmasına kısa ama derin ve duygulu. Derin ve çarpıcı. Öyküler kopuk değil birbirinden ve fakat öykü yazmanın en ilginç yanını tekrar yaşadım bu kitapta. Kurgudan bağımsız ve kurgu içinde. Öykücüler iç içe geçmiş. Bir ayrıntıya takılmış yazar ve onu aktarmış kendi dünya görüşü ile. Kelimeler dansını izlemek çok keyifli idi. Bir çok paragraf var ki okuyup gülümsüyor ve o keyfi almak için tekrar okuyorsunuz.
“”Yazık” sözcüğü üzerinde yürüyordum; yazık, yazık, yazık, yazık, yazık. Adımım her defasında sözcüğün tümünü kaplıyordu; ancak sonra gerçekten yürümediğimi gördüm. Sözcük tıpkı olduğu gibi hareket etmiyordu, benim ayaklarım da öyle. Sözcük öldü. Ve keder geldi, bu sözcüğün ölümü, bu dünyadaki tüm duyguların ölümü için.”

Yana yatan bir şehir tarifliyor yazar uykusunda sola yatmış huysuzlanınca sağa dönen. Kısaca anlatımı çok farklı bir öyküler kitabıydı. Kadının bakışı ve dünya görüşü üzerinden. Duygusal şiirsel ve bir o kadar etkileyici. Anlatmak için sıradan olayları seçmiş yazar ama sıra dışı çağrışımlar eşliğinde. Adresi belli olmayan bir yüzen evin güvertesinde. Bir çoçuğun güncesinin labirentine dalıp kayboluyorsunuz. Kelimeler ise en büyük sığınağı yazarın.

Kent sağına yatmış uyuyordu ve korkunç karabasanlara sarsılıyordu. Uzun horlama solukları bacalardan yükseliyordu. Ayakları dışarı çıkmıştı çünkü bulutlar üzerini tümüyle örtemiyordu. Bulutlarda delik vardı, beyaz tüyler düşmekteydi. Kent rahat etmek için tüm köprülerini düğmeleri çözer gibi açmıştı. Nerede yanan bir ışık varsa kent orayı ışık sönene kadar kaşıyordu.”

Bu satırlar çok tanıdıktı. Orhan Kemal’in ölümsüz eseri Murtaza’nın giriş cümlesini hatırlattı bana.
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR