Bıçak Altında Eki19

Tags

Related Posts

Share This

Bıçak Altında

 

Bıçak Altında / Arnold Van De Laar

     

Tıbbi müdahale gerektiren rahatsızlıklar, tarihin en eski olgularından biri. İnsanın gelişimindeki her evrenin, kendine özgü zorlukları hesaba katıldığında, Arapça “yaralamak” anlamına gelen “cerh” kökünden türetilen cerrahinin de nasıl geliştiği çok rahat anlaşılabilir aslında. Yaraların iyileştirilmesinden, bugünkü gibi olmasa da ameliyatlara ve günümüzde son teknolojiyle yapılan operasyonlara kadar cerrahinin evrimi, insanınkiyle bir arada yürüdü. Laar, insan ömrünün git gide uzamasının, cerrahinin evrimine katkı sunduğunu; hijyenin, tekniklerin ve araştırmaların daha fazla göz önünde bulundurulduğunu söylüyor. Tabii başka bir meseleyi daha hatırlatıyor: “Ameliyat etmek kolaydır ama sorumluluğu çok ağırdır.” Laar, hastasıyla kurduğu ilişkinin, cerrahı tedavinin bir parçası haline getirdiğinin altını çiziyor. Geçmişte de günümüzde de cerrahın aklını kurcalayan “Elimden geleni ve doğru olanı yaptım mı?” sorusu, Laar’a göre özgüvenin ardında yatan ikircikli bir hal: “Bu tutum, cerrahların imajında her zaman belirleyici olmuştur: Her şeye gücü yeten ve dokunulmaz. Yine de kendine en çok güvenen cerrahlarda bile sadece görünüşte böyledir; bu, sorumluluğu taşıyabilmenin ve onu hiç rahat bırakmayan suçluluk duygusunu bastırmanın bir yoludur. Bu yüzden parola, daima hiçbir şey olmamış gibi işine devam etmektir.” Laar, bu parolayla işini sürdüren, kimi kötü şöhretli kimi tıpta devrim yapmış meslektaşlarının yanı sıra onların eline düşen ve ilginç ameliyatlar geçiren tanınmış hastaların peşinden giderek hem cerrahi tarihini hem de vücudun yapısını ve bir cerrahın bu malzemeyle neler yapabileceğini anlatıyor kitabında. Konuya hâkim olmayan okurlar da cerrahinin ne olup olmadığını ve bu dalın hangi yollardan geçtiğini öğrenip örneğin, cerrahların son yüz elli yıldır ellerini yıkadığı gibi bilgiler de ediniyor. İKİ AYLIK CERRAHIN EN ZOR GÜNLERİ Laar, mesleğinin bir gereği olarak ister istemez teknik terimler kullansa da sıradan okur bu güçlüğü, yazarın açıklamaları ve kitabın sonuna yerleştirdiği sözlükle rahatça aşıyor. Dahası, bizi resmen ameliyathaneye sokan ve elimize alet edevatı veren Laar, tarihi operasyonlarda görev almamızı sağlıyor. Mesela, kendi mesanesini kesip oradaki taşı çıkaran ve ülkesi Hollanda’da deli ilan edilen Jan de Doot’un, gerek “ameliyat” öncesi gerek sonrası hissettiklerine şahit olma fırsatı yakalıyoruz. John F. Kennedy’nin bugün bile bir muamma olan suikastın ardından getirildiği hastanede ölüm ânına dek geçirdiği müdahaleler, kendisine açılan hava borusu ve ölümüyle girişilen otopsi bir başka örnek. Laar, bu olayı burada bırakıyor ve Kennedy’nin “katili” olarak sunulan Lee Harvey Oswald’e, başkanın ameliyatına giren aynı doktor tarafından müdahale edildiğini not düşüyor. Malcom Perry, önce Kennedy’i hayata döndürmeye çalışır, ardından onunla aynı araçta yaralanan Dallas Valisi Connally’nin ameliyatına çağrılır ve iki gün sonra da Oswald’in aldığı ölümcül kurşun yarasının parçaladığı ana atardamardan gelen kanı durdurmaya uğraşır. Bütün bunlar olup biterken Perry, yalnızca iki aylık bir cerrahtır. DEDEKTİFLER VE DOKTORLAR Laar’ın verdiği örnekler, cerrahinin gelişimine işaret etmesi yanında yapılan hataların, bir sonraki doğruyu nasıl doğurduğunu da gösteriyor. Boğazı iltihaplandığı için nefes alamaz hale gelen Georges Washington’a trakeostomi (hava borusu açma) uygulaması yapmayıp ölümüne neden olan doktorlardan entübasyona dek uzanan süreç, buna bir örnek. Laar’ın kitapta anlattığı en ilginç durumlardan biri ise Erik Weisz, nam-ı diğer kaçış ustası Harry Houdini. Karın kaslarıyla her türlü darbeyi karşılayabileceğini savunan ve bunu da tıpkı deli gömleğinden ya da zincirlerden kurtulma gibi bir gösteriye dönüştüren Weisz, ihmalkârlığının sonunda apandisit iltihabından ölüyor. Son safhada fark edilen hastalık ve gecikmiş ameliyat nedeniyle Weisz kurtarılamıyor. Laar, dedektiflerle doktorların teşhis söz konusu olduğunda benzerliklerine dikkat çekiyor. Cerrahlar ise yazara göre, vakanın çözümü açısından dedektiflerle aynı kefede. Teşhis ve tedavi, dedektifin araştırma, kanıtlar bulma ve olayı aydınlatma aşamalarına yakın seyrediyor. Her iki grubu birleştiren ise gözlem. CERRAHLAR ELEŞTİRE ELEŞTİRE İLERLER Laar, cerrahların dikkatli gözleminin pek çok hastalığın tedavisinde hayati derecede önemli olduğunu anımsatıyor: İran’ın devrik lideri Şah Pehlevi’nin yavaş yavaş çöken bedenini, eski dostu Enver Sedat’ın davetiyle ameliyat edildiği Mısır’dan binlerce kilometre uzakta izleyen Fransız doktoru Fladrin’in gözlemlerini aktarıyor Laar. Fladrin’in dayanamayıp Mısır’a gelişini ve ona müdahale eden herkesle kavgaya tutuşmasına rağmen, teşhisinde çok geç kalınmış komplikasyonların Pehlevi’yi ölüme nasıl götürdüğünü ayrıntılarıyla anlatıyor. İlk olarak ayak başparmağında görülen kanserin, ameliyatı reddetmesi nedeniyle Bob Marley’i ölümle yaklaştırması ise gözlem ve çözümün önemine vurgu yapıyor. Laar, cerrahların karşılaşıp el attığı vakaları bize aktarırken klasik tıp dilinden öte gayet anlaşılır bir anlatım benimsiyor. Bıçak altına yatanların geçirdiği operasyonlar (mide ameliyatları, protez takılması, karın gerdirme, obezite ameliyatı vb.), aynı zamanda cerrahi tarihinin günden güne nasıl geliştiğini, hataların hangi ölümcül sonuçlara yol açtığını ve çeşitli denemelerin, bugün uygulanan kimi yöntemlerin kullanılmasındaki rolünü yansıtıyor. Tüm bunların yanında Laar, bir başka önemli noktayı daha hatırlatıyor: Bugünün cerrahları dünkülerin, yarınkiler de kendisinden öncekilerin yetersizliklerini anlatır; böylece cerrahinin geleceği yazılmaya başlar. Bıçak Altında, geçmiş-bugün-gelecek çizgisinin cerrahi özelinde bir anlatımı bu nedenle. Laar’ın, mesleğine ve mesleğinin tarihine, hem içeriden hem de dışarıdan bakarak mizahi ve eleştirel bir kitap kaleme aldığı tartışmasız.

Kaynak:cumhuriyet.com.tr

 

468 ad