Eki 23, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

BARBARIN KAHKAHASI

BARBARIN KAHKAHASI

BARBARIN KAHKAHASI/Sema Kaygusuz

“Mesafelerin cahiliyiz. Çocuğa darp ederek kabilesini yıkar, çocuğu öldürerek atasına kıyarlar. Yaşadığı zulmün tastamam mağduru saymazlar. Can veren hiçbir çocuğu lütfedip de felaketin öznesi yapmazlar. Yapılsa dahi isimler eksik kalır. Çocuğu ölen ana babaların acısını tarif edebilecek medeniyeti kurmadık hala. Halbuki sadece kendi makamındadır çocuk. Alamet-i farikası mana yüklemeden dünyayı oldurmaktır. Evvela öter, ağlar, hırlar. Acziyetin sancısını bilir. Az biraz ayaklanınca taşı taşa vurur, tınıyı dinler. Her bulduğunu ağzına sokarak tatları ayırt eder. Meraklı bir Tanrı olur böylece. Onun aleminde kelimeler henüz birer isim değil, kainatın betimidir. Aradığı şeyleri bulamayınca şeylere isim verir. Anne yokken anne der, ekmek yokken ekmek der. Yokluğun tapınağını hasretini çektiği şeylerle örer. Gelgelelim biz yetişkinler o evlat tanrıyı alır, evvela beslemeye dönüştürür, müteakiben tenezzülü öğretiriz. Lisanın titreşimlerini, harflerin ritmini tekrarlaya tekrarlaya bir ruh lügatini yeni bir ruha zerk ederiz… çocuğu bir halkın parçası, ümmetin zerresi, devletin vatandaşı yapar, herkes gibi cümle kurmayı belletiriz. Hakeza ancak tenezzül makamına geçtiğinde çocuk, insan olmaya başlar… sünnet edilir, papyonlanır, üniformalanır, büyüklerin kullandıkları eşyaların pleksiglas minyatürleriyle yetişkinliğe alıştırılır. Asli benliğini şatafatla maskelemek yetmezmiş gibi, o maskenin bizatihi kendisi olduğuna inandırılır. Olgunlaşma doğal bir gelişim olacağı yerde, ebeveynin taassubu haline gelir. Diyeceğim şu ki, gaibe karışan hayalettir çocukluğumuz. Kimi zaman matem havasında, kimi zaman nostaljik içlenmeyle yad ettiğimiz çağ, zannedildiği gibi çocukluğumuz değil, bağrımızda saklı çocuksuluğumuzdur.”

Yaşamak ağrısı asılıyor elbette omuzumuza doğar doğmaz.Taşıdığımız ise taassubu içinde bir var olma kaygısı . Bir hayata atılmış varlıklar olarak; ben olmadan biz olmanın derdi yüklenir omuzumuza. Mesafeler cahiliyiz diyor yazar. Toplumla çocuk arasındaki mesafe söz konusu olunca mesafeyi kültür oluşturuyor işte. Bir motel sahanlığına sığdırılmış bir sürü insanla birlikte bir sürü de dünya. Çoluk çocuk, genç, yaşlı hepsi bir arada yarı çıplak, bazen çıplak hallerin iç içe geçtiği bir olmazlar diyarı. Birlikte olması bile zor hayal edilen, bu çocukluğu çalınmış, büyümüş büyümemiş, bedensel büyük çocukların, sırları ve yalanları ile örülü çarpışan dünyalar. Bir sürü haller içinde bir insanlar alemi. Bu küçük yaşam dilimi içinde küçük mekanda bir büyük sorgulama çerçevesi içinde kültürel ve tarihsel var oluşumuza bir bakış atıyoruz. Bu süreçte yüzleşmeler hesaplaşmalar ve sırlarla örülü dünyanın açığa vurumunu izliyoruz. Gözlüyor ve görüyoruz. Görmenin tüm hallerini yaşıyoruz aslında; bunu dışındaki yaşamı da hissediyoruz:

“Nitekim gözbebeği, eşyanın özsuyunu emen kara bir dairedir. Göz nesneyi göremez, nesnenin yansımasını Üretir. İnsan mevcudiyetinin icap ettiği şekilde zihniyle gören bir mahluk olduğu için, baktığını değiştirmekle kalmayıp her Harikayı ve melaneti birbirine benzeterek varlığın has ışığını çalar. Koklamadan, değmeden, tatmadan, işitmeden bakanlar, sadece bakanlar, gerçeği gördükleri kadar zannederler. Bunun şifası yoktur maalesef. Bu şedit gözün odağına tutulanlar ise, katiyen gerçekleştiremeyeceği sözler verip gerçekte yapamayacağı işlere kalkışarak, olmayan bir kudretin yalandan muktediri olurlar. Seyredilen olmayı mühimseyip kendi kendilerini seyretmeye başladıkları vakit gözün hükmünde kımıldayan birer hülyaya dönüşürler.”

Tüm insan halleri içinde, bir çok ahvalin ortasında yaşam çığlıkları duyuyoruz. Yazarın bakış açısını izliyorsunuz dehşet ve hayranlıkla ve bazen öfkeyle. Yazar,çaba göstermeden bir çok noktaya açılım getirmiş olayların akış süreci içinde. Kurguyu okurke, öfke ve sevinci bir arada yaşarken hissetmeyi istediğiniz neyse onu hissediyorsunuz.

“Bence tek tek seçiyorlar kafamızı. Yüreğe uygun kafayı takıyorlar. Nasibimize düşen neyse o kadar hissedebiliyoruz.”

Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir