May 6, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

BAĞLAR

BAĞLAR

BAĞLAR/Domenico Starnone

Birgün tatilden dönersin ve evin darmadığındır. Bir sürü eşya ve anı yerdedir. Senin olana saygısı hiç olmayan biri veya birileri gelip dağıtmıştır evini. Bildiğin,sadece evin paramparça olduğudur. O ev ki,bir sürü gizi barındırır. Sustuğun anları mesela… Kavgan bir köşeye sinmiş seni bekliyordur,ürkmüştür. Oysa yaşanırken,ne kadar canlıdır, senin kavgandır ve sana ait o dört duvarda yaşıyordur. Huzurludur kavgan,gitmek istemez bir yere, evin sütunlarının bir parçası olmuştur. Sevincin ise başka bir köşededir. Duvarın çizilen boyasında nefes almaktadır. Suskunluğun ise, balkona kaçmış uçup giden sigara dumanını izlemektedir. Darmadağın olmuştur her şey. Öfken adını verdiğin kedinle birlikte kaçmıştır. O da sevmemiştir evin yeni halini,sıradan bir yokluğun gölgesinde,güneşi ararken açılan pencereyi sevmemiştir.

 

Yaşanmışlık ise orada durmaktadır, bir sonrası dağınıklık olduğunu bildiğinden. Hemen kabul etmiştir kırılan eşyanın geri dönüşsüzlüğünü. Yaşanmış olan budur çünkü. Kırılan kalbin,gururun yanında bu nedir ki. Geri dönme isteği ise, ayrı bir tezat oluşturur tüm manzaraya. Yaşanmışlık hiç sevmez onu. Geri dönmek, yaşanmışlığa ters,adeta düşman görür onu.Anılardan kalan eşyaların üzerinde pişmanlık cirit atmaktadır . İşte tam zamanı onu için…çünkü düzenli bir vazgeçişin sonucu ortaya çıkan bu tabloda en mutlusu odur. Ev bir evden çok, tüm yaşanmışlığın üzerine yığılanbir harabedir. Evi ev yapan,düzen yoktur . O ilk darbe ile birlikte kaçıp gitmiştir, asla dömemek üzere. Yılların sorunu da budur,kendini ifade etmeyi bir düzene bağlamıştır; anıların,yaşanmışlığın suskunluğun,vazgeçişin ve hayal kırıklarının düzenine. Kırık dökük anı parçaları, ne olduğu belirsiz eşyadan kalanlar yılların ve düzenin hoşuna gitmez çünkü. Oysa çekmedikçe rahatsız edilmeyeceğini bildiği mekanları talan eden eller, huzuru da alıp götürmüştür.

Huzur,bir sebep sonuç ilişkisi içinde her alanda bulunsa da dağılmış dökülmüş bir çekmecede yer almıyordu işte. Üstüne basıp geçmek zorunda kaldığın kırık dökük bir sürü eşyanın üzerine basmak sana ifade ettiği her şeyinde üzerine basman anlamına mı geliyordu? Öyleydi gerçekten,basmak zorunda kalmak,yok saymaktan daha kötüydü. Çekmecelerin içinde,dolabın rafında,şöminenin üzerinde duvara asılı tüm mutluluklar tüm güzel anılar tüm öfkeleri bastırmak gibiydi basmak. Basmadan geçmek imkansız olunca da içini eziyordu her adım.
Toplamaya başladığın her köşe bucağa sinmiş hatıra kendine gelmişti gelmesine de,kırılmıştır bir kere tamiri mümkün olmayan bir andı bu. Elleriyle yok ettiklerinin farkına varmayan yabancı nefesler bir soluk verme alanı bırakmamıştı eni kökü. Topladın toplamaya da,düzeni huzuru bıraktın geride. Toplamak zor iş vesselam geride kalanı. Zorunda kalmak ise daha da bir zorlaştırıyor toplamayı. Yıllar yorgun,huzur yorgun,düzen dağılmış bir eve gelince mutlu olmuyor insan. Ne çok bağlamışız her şeyi eşyanın değişmez doğasına. Değişen eşya olunca da yıkılıyor bu iskambil kağıdından yaptığımız kurgusal kule. Evin kedisi bile bunca yıkımın içine sindiremeyip kaçıyor. Kaçan ve kaçırdığın onca şeyden en çok hangisi yakıyor canını evin kedisi mi ,kırılan,kaybolan eşya mı?

 

Eve geldiğinde karşılaştığın bu manzara sorgulatır seni,geçmişi,şu anı,geleceği,birçok hatayı,bir çok pişmanlığı… Aile olmanın gerekliği, zorunluluğunu, sorumluluk sınırlarını, çocuklarınla ile ilgili duygularını… Bir terkedişin etkilerini,sonuçlarını sorgularsın bilmediğin ise aile denen kavramın kendisi ve senin onlar üzerindeki etkindir. Üç ayrı pencereden bakmış yazar bunlara. Terk etmeye,aile olmaya bakmış üç pencereden. Bir zorunda olma mı,tercih mi,özgürlük mü diye sormuş. Evlilik alanı özgürlük alanı kısıtlama ve kısıtlanma olgularını sormuş. Kaçma isteği ve ne ararız’a cevap aramış.

Keyifli Okumalar!

Ömer Aydemir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir