BABAM GİDERKEN

BABAM GİDERKEN/Alberto Barrera Tyszka

Ölüm,ölüm korkusu,ölüme yolculuk,histeri,baba-oğul ilişkisi,hasta-doktor ilişkisini samimi bir dille konu alan ödüllü bir roman ”Babam Giderken”…

-”Hayatın salt şanstan ibaret olduğunu kabul etmekte neden bu kadar zorlanırız?” O soruda hiçbir alaycılık yok .Soru daha ziyade nazik bir dua,insanın kendisine göstrediği bir tür şevkat gibi,doğanın sonsuz gücü karşısında tıbbın sınırlarını kabul etmenin bir yolu ya da hastalığın sonsuz gücü karşısında tıbbın sınırlarını kabul etmenin bir yolu,ki o da aynı kapıya çıkıyor zaten.

Aslında ”yaşamayan bilmez” bu kitaba duyacağınız beğeninin ,ineceğiniz derinliğin seviyesini de belirleyecek bir söz bu aşamada.Birilerine yakın zamanda öleceğini açıklama mecburiyeti duyup duymadığınıza;babanızı kaybetme riski ve/veya süreci yaşayıp yaşamadığınıza;ölümün size ne kadar yaklaştığına;durup duruken birinin sizi boğup,nefesinizi kestiğini hissedip hissetmemenizle alakalı olacak kitaba karşı beğeniniz kanımca.

”Korku nereye gideceğini bilmeden içimizde geziniyor ama asla bizden ayrılmıyor.Ortaya çıkmak için doğru anı bekleyerek kendini hazırlıyor,eğitiyor.Bize söylemek istediği şeyin ne olduğunu henüz pek bilmeyen bir kehanet,bir ses o.Ama hep orada şifresi çözülemez,anlaşılmaz bir ses,susmak bilmeyen bir şıp-şıp-şıp,bir alarm zili.”

Doktorların  hastalarına verdikleri haberlerin en ufak detayı bile yıllarca hasta (eğer yaşıyorsa) ve yakınlarının hafızalarından silinmez.Bu ifade kişiler tarafından çok donuk,çok ifadesiz,çok direkt bulunabildiği gibi,duyulan empatinin derecesine göre fazlaca duygusalca da değerlendirilebilir.Öte yandan özellikle ölümcül hastalıkların hastalara tüm detayı ile söylenip söylememesinin de tartışma konusu olduğu durumlar,kültürler ve coğrafyalar halen vardır.Kişinin kendisine bahşedilen bedenin son kullanma tarihini bilmesinin önemi ve sakıncası kitapta ki yaşanılan en önemli dilemmalardan biri.

”Öte yandan bazı insanların başa çıkabilme yetisi varken ,bazılarının olmadığı da bir gerçektir.”

Kronik ve ölümcül hastalıkların ,hastaların içinde ,zihninde ve kalbinde ne ölçüde öylece kaldığı;ya da başka bir tabirle çektiğimiz acılar,yitirdiğimiz umutlar,bizi alıkoydukları ile suladığımızda içimizde nelere dönüşebildiği,bizi nelerle,hangi düşmanlarla,nerelerde yaşamaya mecbur bıraktığı ayrı bir psikolojik trajedi olduğu da aşikar.

”Hastalığının sebep olduğu katı bölünmeyi hiç bu kadar açıkça hissetmemişti.Şimdi kendisi ile vücudu arasındaki ayrılığın şiddetle farkında.Ayrı bir yerde hasar görmüş bir yapıda,artık yönetemediği,artık onunla konuşmayan,artık başka bir iradesi olan,artık ona cevap vermeden kendisi için ve kendi yıkımı için yaşayan bir yapıda ikamet ediyor”

Hastaların hekimlerinden beklentileri ,doktoru beyaz önlüğünün içinde zaman zaman bir melek,bir hayalet misali yerden yükseltip,insanlık dışı  bir yüceliğe soktuğu,tanrısal davranışlardan birer kuble sergilemesi gibi bir zorunluluğa soktuğu zamanlar olduğu olmuştur.Hemen hemen her meslek dalında olan ”insan” faktörü-hekiminde bir ailesinin olduğu,onun da problemlerinin olabileceği,onun da hata yapabileceği-belki tıp sektöründe göz ardı edilmektedir.Sonuç olarak insanın olduğu her yerde hata,dalgınlık,ihmal,yetersizlik olabileceği bir kenarda tutulmalıdır.

”Tıbbın doğuşuyla ihmalkaarlığın doğuşunun onulmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğu.Bu ikisi yan yana yaayan,birbirinden ayrılmaz iki uygulamadır.Kendinizi hazırlayın”

Ve ölüm…hiçbir gidişin onun kadar adımların sürüklenerek olduğu bir varış noktası olduğunu düşünmüyorum.Zuhur dışı,cesaret üstü,insanoğlunun gözlerini kapamadan dokunamayacağı bir mertebe.Bu yolculuğu az da olsa gözlemleyebilenlerin bundan şüphe duymayacağı bir gerçeklik.

Çok da merak etmeyelim,zira sıra bize de gelecek…

Juan Ramon Ribyero günlüğüne şöyle yazmış:”Fiziksel acı,tutkularımızın ve hırslarımızın en önemli düzenleyicisidir.Varlığı,acının ortadan kalkması haricinde ki bütün diğer arzuları derhal ortadan kaldırır.Bize sıkıcı,adaletsiz,yavan ya da saçma geldiği için reddettiğimiz bu hayat birdenbire paha biçilmez hale gelir.Onu olduğu gibi bütün kusurlaryla kabul ederiz,yeter kikendisini bize  en habis biçimiyle göstermesin,acıyla…”

Murat AKBABA