ALEJANDRO GONZÁLEZ IÑÁRRITU Eki10

Tags

Related Posts

Share This

ALEJANDRO GONZÁLEZ IÑÁRRITU

İnarritu,1963 yılında Mexiko City’de doğdu.Polonyalı yönetmen Ludwig Margules‘in yönetiminde tiyatro okuduktan sonra, Los Angeles’ta Judith Weston‘la yönetmenlik okudu. Meksika’ya döndükten sonra bir  süre gece kulüplerinde DJ olarak çalışmış,kendi film şirketini kurmadan ve film yapmaya başlamadan önce sinema müzikleri ile uğraşmıştır. Guillermo Arriaga ile birlikte, Mexico City’nin çelişik doğasını göstermek için 11 kısa film hazırlamayı planlayan inarritu, sonrasında ancak üç hikayeyi ele aldı ve bunları genişletmeye ve bir uzun metrajlı film haline getirmeye karar verdi.Yönetmenin ilk uzun metraj filmi Paramparça /Aşklar ve Köpekler (Amores Perros)  1999 yılında bu şekilde doğmuş,sonrasında  yabancı festivallerde en çok ödül alan meksika yapımı  film olmuştur.

Aşklar ve Köpekler,Meksika’nın alt tabakasına cesurca bir bakış atan en önemli filmlerden biridir. Inarritu’ya bu filmde ki başarısı nedeniğle ,Universal Yapım Şirketi,daha sonra çekeceği,oyunculuğunu Sean Penn, Benicio Del Toro ‘nın 21 Gram Filmi İçin yönetmenlik teklifinde  bulunmuştur.

 

Bir sonraki filmi, Brad Pitt ve Cate Blanchett’ın rol aldığı Babel (2006) ile , 2006 Cannes Festivalinde En İyi Yönetmen  ödülünü almıştır.

 

İnarritu, 2015’te Birdman filmi ile  En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Orijinal Senaryo olmak üzere dört Oscar Ödülü kazandı.

 

2016 yılında  Leonardo DiCaprio’nun rol aldığı The Revenant ile , yine  Oscar’da en iyi yönetmen ödellüne layık görülmüştür.

 

 

                                                                                       Murat Akbaba

 

Ekşi Sözlükte Alejandro Gonzales İnarritu:

 

uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ve beni nerede fethettiğini çözmeye çalıştığım yönetmendir.
şu kesindir ki hikayeler muhteşem değil ama muhteşem denilecek şekilde spontane ve akıcı,sanki yanlarında takılıyorsun,evinde koltuğunda değilsin.
diğer başarı noktası da geçişler,sadece müzikle değil,hikaye gereği değil,açı değil,ışık değil ama neredeyse mükemmel olan bu geçişler belli ki herşeyi ile sanat eseri,o kadar naif ve doğru ki ,daha anlamadan adapte oluyorsun.
özetle,yeni,başka,belki tarantino gibi çarpıcı ve keskin değil ama ondan çok daha akıcı ve seni içinde yaşatan bir tarz,başka ve yeni bir sanat,her ödülü hak edecek kadar değişik ve güzel…                                    01.03.2016 fenafillah
sinemaya, görüntüye, yönetmenliğe dair en ufak bir fikri bile olmayan insanlara ” lan bu film nasıl çekilmiş böyle içine girmiş gibiyim” diye düşündüren yönetmen.                                                                           07.02.2016 silsmile                                                    

kendisi yönetmenlik koltuğuna oturduğu bir çok filmde konuyu ele alış biçiminden, olay örgüsünü yansıtırken kullandığı alegorik tarzına kadar çarpıcı bir şekilde seyirciyi etkilemeyi başarıyor. peki nedir bu tarz? esasında uyguladığı teknik insan yaşamlarını seyirciye duygusal ve hafızaların derinlerine işleyecek bir şekilde aktarmasıdır. yani soyut kavramları kadrajına aldığı öykülerde, ince ince işleyip hayatın anlamı hakkında ders vermek üzere tasarlamasıdır.

tüm filmlerinde bu durumun örneğini görebilirsiniz. çünkü imzasını attığı yapıtlarda, izlediğiniz süre zarfında son kareye geldiğinizde: anlatılmak isteneni, o tütsülenmiş ve tuza basıp kurutulmuş buhran havasını, ciğerlerinize kadar teneffüs ettirerek hissettirmeyi başarıyor.

21. yüzyıl sinema tarihinin etkili isimlerinden biri. kendisi keza bunu son filmiyle* yıllardır Oscar alamayan Leonardo Di’Caprio’ya oscar almasında oynadığı büyük rolle tekrar göstermiştir.

her zaman her ortamda söylediğim üzere bir kez daha söylüyorum bir döngüdür şu üç film hayat tarlasında izlenmesi gereken.

sırasıyla;

amorres perros,21 grams,babel                             30.05.2016  obvious pipe
468 ad