Eki 26, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

ADEN ARABİSTAN

ADEN ARABİSTAN

ADEN ARABİSTAN/ Paul Nızan

Yolculuk, bir iç sürgünün başlangıcı olabilirken,bazen de bu yolculuğun başlaması için gerçek bedensel bir yer değişikliği gerekir. Yani halis mulis mis gibi bir yolculuk gerekir. Boğulduğunu düşündüğün varlığı artık hissedemediğin anda, zamanın akışını fark ettiğin yerden “daha” ve “başka” olan bir yere göç isteği diye de tanımlanabilir bu yer değişikliği.

Nefes almak ihtiyacı ve arzusu ile yanıp tutuştuğun bir anda başlattığın bir yolculuk…

“İnsan zamanın akışının ayırdına varıyorsa, bu kötü yaşadığını gösterir ama yaşıyordur yine de… İyi yaşadığında zaman akıp geçmez zamanın sahibi olursun.”

Sahibi olamadığın zamana hükmetmek ve kendini ait olduğunu bildiğin halde birden yabancılaştığın doğduğun coğrafyadan uzaklaşma isteği ile dolup taştığın bir anda,her yer buradan iyidir der ve çıkarsın yolculuğa. Bu bir düşüncedir belki de bir çıkarım.

“O zaman düşünce, geçmişi, geleceği, onlarda belki saklı olan bilinmez güçleri, şimdi imkansız olsa da geçmişte olası olanı, olmamış olanı, hala mümkün olanı kafada evirir çevirir. Olası şeylerle karşılaştığında, bu yaşam sürekli bir iç sıkıntısı harmanı. Düşünme yetisinin hiçbir işleminin, hiçbir gerçek düşüncesinin kendine mekan bulamadığı bir varoluş. Düşünce, fiili durumdur; fiiliyatın bağrında, dolaysız bir mevcudiyet ve belirli aktiviteler bir araya gelir. Düşünce belli bir an ve mekanda bulunan nesneleri kapsar; bütün gücünü onlara yöneltir ve onların şerefine seferber eder. Düşünce bir şeyi arzular. Bir amaç arar.”

Başlatılan bu düşsel yolculuk,düşünsel bir eğleme dönüştüğünde fiili yolculuk bunun için bir başlangıç olur. Yol sırasında kendini sorgulama kendi içine yapılan yolculukla başlar. Menzilde ise,bir başlangıç olsun istersin, yenilenmek,başka bir insan olmak… oysa ilk birkaç günün şoku,şaşkınlığı geçince her şey yine tek düze ve monoton olmak zorundadır. Normalleşir,içselleşir,elbette ve insan gerçeği yüzünüze vurur yine. Çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin insan eğlimleri istekleri ve arzuları hemen hiç değişmez.

“Böylesine sıradan hakikatleri bulup çıkarmak için illa tropikal çöllere gitmeye ve Paris’in gizlerini Aden’e aramaya ne gerek vardı? Fransa’ya döndüğümde gördüm ki pek çok kişi bu hakikatleri seine nehrinin tam ortasından akarken görmüştü.”

İnsanoğlu, bir sahiplenme isteği ile dolup taşar. Bu istek öyle güçlüdür ki,her yer ve zaman da sizi bulur yakalar. Kazanma isteği ise,sahiplenme sonucudur. Harcadığından fazlasını kazanmak ise kar olarak adlandırılır;Kar ise sahip olmanın belki de en uç noktasıdır.

Karın hacmi bile o kadar önemli değil. Bu uğurda zulme başvurmaktan bile çekinmezler. Bu karı garanti eişçilikten rantiyeliğe doğru mistik dönüşümlerini baki kılan bu düzen için her şeyi feda etmeye hazırlardır. Karlar hiçbir somut tatmin sağlamadığı halde. Kar nesneler satın alır: Kendini ancak ve ancak bir satın alma ediminde gösterir. Ama bu satın almalar ölüdür, insan ona sahip olur olmaz nesnenin havı dökülür: Bir tür sahte arzular hastalığa ortam hazırlarlar. İnsanın bu kadan haz alması ve karının tam olarak bilincine varabilmesi için onu kendi iktidarının ve yalnızlığının kanıtına dönüştürülmesi zorunludur. En basit tatminlere bile ancak karını harcadığı anlarda ulaşır… Tek amacı, satın alma gücü sayesinde hakimiyet kurmaktır; böylece öteki insanlar alıcıya imrenir, o da hepsini ezmiş olur. Bu iktidar çok sınırlı olsa da durum değişmez. Birilerini küçümsemek, diğerleri tarafından imrenilmek onların yaşamlarındaki vazgeçilmez duygulardır. Hayatta olduklarını hissetmeleri için başkalarının onları onları kıskanması ya da onlardan nefret etmesi şarttır. Bundan gayet hoşnutturlar çünkü sonuçta insanın yaşadığını, var olduğunu hissetmesi gerek tabii. Kimse iç sıkıntısından hoşlanmaz. Evet canları sıkılır diyorum, zira gerçek yaşamlarını geriye döndürülemez bir şekilde yok etmişlerdir çoktan. İnsan yengeç gibi değildir: Bir uzuvunu keserseniz yerine yenisi çıkmaz.

Parçalanmış bir gerçeklik,dumanlı bir varoluş,rüyamsı tutkular… Bir de bakmışsınız, insan da kar zarar hesabında ki sıradan bir kalem haline gelmiş.

Sıradanlaşan insanın,kendi gerçekliğinden kurtulmak için yer değişikliğini bir çıkış olarak görmesi hiçbir şeyi değiştirmez aslında… insanın kurtuluşu insana dönmektir. Yani yönünü insana çevirmesi tek çıkıştır. Kar-zarar, nesne sahip olma sürecinden kurtulması gerekir.Yalan dolana katlanmak için ya da onun bir parçası olmak için taktığımız maskeler bizi korumuyor artık. Çok yüzlülük,bizi insan olma gerçeğinden savurup düzenin çarklısı haline getiriyor.
Bir filızof olan yazarın kısacık hayatına sığdırdığı bu kitap bir manifesto niteliğinde. Dış gibi başlayan ve içe yönelen sonra da dayatılan tüm kısıtlamaları reddeden bir yolculuk öyküsü. Bir kendini bulma işini edebi ve yoğun bir dille aktarma işi.Çok sayıda çıkarımının yanında sert ,kaygısız,korkusuz yazım dili ile oldukça dikkat çeken  bir eser…

“Değerli tek bir yolculuk türü var, o da insanlara doğru yürümek.”

Keyifli Okumalar!

Ömer Aydemir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir