6.27 TRENİ

6.27 TRENİ/ Jean Paul Didierlaurent

Yitirdiklerimiz.
İnsan doğası çok garip işleyebiliyor. Doğadan kastım beden değil.İnsan bedeni üç aşağı beş yukarı aynı şekilde ve düzende işliyor. Ama bizim dünya madde ve çevre algımız çok farklı bir şekil olabiliyor. Biz insanlar “şey” kavramını çok farklı algılayabiliyoruz. Bizim dışımızdaki tüm nesneler ile ilişkimiz kişiye özgü. Beden algımızda öyle. Yazar kitabını ne düşünerek yazdı bilmiyorum ama benim çıkardıklarım bu minvalde.

 Genç bir adam sıkıcı ve tehlikeli bir işi var. Geri dönüşüm. Ama geri döndürdüğü kitaplar ki bu noktada duygusal bir açı da var. Sıkıcı, tek düze ve tehlikeli bu işi yaparken sıradanlaşan hayatları, popüler eğilimleri gözler önüne seriyor. Anlatım dili sade anlaşılır. Bu çerçevede bir varoluş çığlığı atmış yazar. Biz nesnelerden daha farklı ve daha fazlasıyız. Hikaye bir bütünleşme bir var olma öyküsü. İçinde insani duygular barındıran bir çığlık.

Öykü zemini, bir küçük insanlar topluluğunda ya da “normal” insanlar içinde var olmuş. Bu zeminde her şeyi yerleştirmiş yazar. Sevgi, aşk, tutku. Bu çıkarım zorlama bile olsa söylemekte bir beis görmüyorum. Mutluluk para ile ilgili değil küçük zevkler ve hazlar mutluluk kaynağıdır.

Bu açıdan bakılınca kitap küçük sevimli bir yolculuk sunuyor okura. Ama şunu belirteyim ki çok şey vadetmiyor, vermiyorda zaten. Pek çok eksik var yarım kalmış pek çok nokta. Yine de okunur bir kaç saate değer.

 

Ömer AYDEMİR

 

468 ad