ANAYURT OTELİ

ANAYURT OTELİ

Ne Ölü, Ne Sağ !

Yığınlar içinde olupta karışamayan, onlardan olamayan adamın içine gömüldüğü yalnızlık, yol geçen hanı olmasına rağmen bir türlü “ev” olamayacak binanın kaderiyle bu kadar iyi bütünleştirilirdi. Ömrü billah babadan miras bir mesleğin esiri olarak, kendi istençlerinden uzak “Ne ölü ne sağ” bir yaşam içinde kaskatı, ruhsuz, otamat, yarı uykulu yaşarken sonra birden bir kıvılcım karanlıkta. Uyanır insan! Otele gecikmeli gelen ve sadece bir gece kalacak olan bir kadın, hiç bir bağ kurmadan içinde bir takım değişiklikler vuku buldurur. Hissiyatlar varmış demek!

Kadın gider, adam kalır. Adam bekler. Kadın anlık bir hayaldi, bir varmış bir yokmuş bir zamana karışır. Adam bekler, dönmeyecek treni, tren kaçmıştır. Adam bekler, yıllarca aradığı “Nasılda Seninim” diyebilecek bir sevgili.. Anahtar deliklerinden gözetler başkalarının hayatını, duyar, arzular, kendine yama yapar yaşamak istediği hayatları… Bekler, gelmedikçe debelenir kendi içinde, bunalımlar ve zapt olunmaz ihtiraslar çöker kafasına.. Kafasında kurduğu kadın bir yalandır, yaşadığı ortalıkçı kadın ise kendi gibi sadece canlı bir organizma, etli kanlı bir makine. Uyanmak başka baharlara kalmıştır. Arar sevgiyi yinede bir kanun kaçağının dostluğunda, herkes kendi derdinde boğulmuştur, genç bir oğlanın gözlerine bakar, zıvanadan çıkmış her türlü sevgiye razı belki, bekler, kimsecikler gelmez. Kedisine sarılmak ister, olmaz, kaçar, tavayla öldürür. Kendisi, kedisi, etrafı, insanlar, otel herşey fabrikadan çıkmış bir seri üretim eşyası gibidir. Ruh gerçekten var mıydı? Ortalıkçı kadının üzerinde, ağzından “Nasılda Seninim”i duyabilmek için verilen savaş, tam bir hüsrandı bunu duyabilerek yaşayacağını sanmak. Yaşarken ayakları kokuyordu, öldüğünde çürümüş bedeni kadının. Parça parça göm, kokmaz belki. Peki kendini nereye gömeceksin. Yaksan, oteli (evi), kendini, ölüyü, eşyayı, anıyı, gelmeyecek hayali. Ne farkederki? Ne ölü, ne sağ. Şimdi bir ipin ucunda…

Ömer AYDEMİR

468 ad